Pek çok kaynağa göre, dayanıklılık sporlarında maksimum atletik performans için yüksek karbonhidrat kullanımı önerilmektedir. Bununla birlikte, son yıllarda, ketojenik diyet, karbonhidrat mevcudiyetini azaltma ve egzersiz için baskın yakıt kaynağı olarak yağ asidi aktivasyonunu en üst düzeye çıkarmanın bildirilen faydaları nedeniyle popülerlik kazanmıştır.

Birçok başarılı sporcu, karbonhidrat ağırlıklı beslenme yaklaşımını yıllardır kullanmaktadır. Ancak bu tür bir diyetle vücudunuz birincil yakıt kaynağı olarak karbonhidratlara bağımlı hale gelir. Ortalama dayanıklılık sporcusu, “karbonhidrat deposunda” (yani glikojen depoları) yaklaşık 2.000 depolanmış kalori taşır. Bu depo tükendiğinde, enerji ve performansı korumak için genellikle karbonhidrat bazlı jellere ve içeceklere güveniriz. Aksi takdirde, sporcunun sistemleri kapanabilir. Yani nadirende olsa daha çok maratonların son metrelerinde gördüğümüz duruma gelebilir. Bu durum bir sporcu için talihsiz çünkü sporcuların vücutlarında bol miktarda yakıta (yani yağ) sahip; ancak, esas olarak glikoz bazlı bir metabolizmaya kilitlendiklerinden, bundan faydalanamamaktadırlar. Bütün bunları bu şekilde düşünülüp yeni bir diyet ortaya çıkarılmıştır.

Orijinal ketojenik diyet, %75-80 yağ, %15 protein ve günde %5’ten az karbonhidrat alımına odaklanır. Karbonhidratın neredeyse ortadan kaldırılması, vücudunuzu ketoz adı verilen metabolik bir duruma sokar. Bunun mantığı, vücudu enerji için yağ yakma konusunda çok verimli olmaya zorlamasıdır. Glikoz rezervlerinin beş gün kadar kısa bir süre sonra tükeneceğini, böylece normal yağ oksidasyonunu ve beyne ve merkezi sinir sistemine glikoz beslemesini durduracağını ve keton cisimlerinin birikmesine yol açacağını tahmin etmesidir.

Yağ alımının yüksek yüzdesi ve düşük karbonhidrat, karaciğerde keton adı verilen doğal maddelerin oluşumunu da teşvik eder ve bu da kan şekeri seviyelerini düşürür ve dolayısıyla insülin sistemine daha az yük bindirir. Keton cisimler, suda çözünen enerji metabolitleridir. Hücreler için alternatif enerji kaynaklarıdır. Çok daha detaylı merak edenler için “google”.

Ketojenik diyet uygulanan sporcuların anaerobik egzersiz yapma yeteneklerinin bozulduğu söylenebilir. Dayanıklılık sporcusunun yağ oksidasyonu için kapasitesini artırabilirken , yakıt için yağ asidi mevcudiyetindeki artış, daha sonra egzersiz kapasitesini bozabilecek olan düşük kas glikojen depolarını telafi edememektedir.

Ketojenik diyet söz konusu olduğunda genellikle unutulan bir gerçek vardır. En baştada bahsettiğimiz gibi metabolizmalarımız genellikle karbonhidrat ağrırlıklı beslenmeye adaptedir. Ve ketojenik bir diyet uygulamaya karar verdiyseniz bunun için adaptasyon dönemi uygulamak gerektiğini düşünmeliyiz. Yani adaptasyon süreci verilmeden gerçekleştirilmiş akademik çalışmalar da bize ketojenik diyetin performansı düşürdüğünü söylese de geçerliliği bu tartışmalıdır.

Yüksek doymuş yağ alımına bağlı ketojenik bir diyet, muhtemelen kardiyovasküler risk faktörü olacaktır. Bu risk grubundaki sporcular için bu tarz bir diyet uygulamak için bir daha düşünmek gerekebilir. 

Artan tanınırlığına rağmen, bence, performans sonuçlarındaki yüksek değişkenlik ve zararlı kardiyovasküler etkilere neden olma kapasitesi nedeniyle bu diyeti uygulamadan önce iyi düşünmek, araştırmak ve uzmanından yardım almak gerekiyor.

www.athleticsci.com

ATHLETICSCI

Bir cevap yazın